İleri Haber

Üzerinde yaşanabilir bir ütopya kurmak için imparatorluğun o ideolojik deli saçmasını ters yüz etmek ve duygusallıktan uzak ama saygı da kusur etmeyerek, karaçalınmış ve leke sürülmüş kültürleri yeniden ziyaret etmek şarttır. ‘ Ütopya’ daha iyiye ulaşmanın siyasal tahayyülüdür. 

Şadi Erarslan

İnsanlığın hayalini kurduğu, gerçekleşmesi zor olan, sınırsız bir dünyanın ne kadar mümkün olacağı üzerine birçok düşünür kafa yormuştur. İdeal bir dünya düzenini düşünen, özlem içinde hayalini kuranların neden bu şekilde düşündüklerini, niçin bir dünya tasavvur ettikleri üzerine düşünecek olursak; bu dünyanın çekilmez, ömrünü artık tamamladığı yönünde olacaktır. Elimiz de beğenmediğimiz ve işimize yaramayan bir şey varsa ilk işimiz onu daha iyisiyle değiştirmek olacaktır. Değiştiremiyorsak eğer en ideal olanı tahayyül ederiz; fakat elimizdekini değiştirme imkânımız yoksa yapmamız gereken ise onu en iyi şekilde yeniden düzenlemektir. Dünyayı yeni baştan düzenlemek, iyileştirmek çok az kişinin düşündüğü bir şeydir. Başka bir ifadeyle açıklarsak, iyileştirecek cesareti kendilerinde bulamayışlarıdır. Yazımızın konusu olan Thomas More’un ütopyası, dünyayı değiştirecek niteliğe sahip olmasa da, yeni bir dünya arayışı için, geriye doğru giden ileriye bakanların el kitabı. İlk ortaya çıktığı günden günümüze kadar değerini hiç kaybetmeyen Ütopya, geçtiğimiz ay Dipnot yayınlarından okurlarıyla buluşmuştu.  More’un ütopyası China Mieville’nin önsözü,  Ursula K. Le Guin’in sonsözüyle bambaşka bir arayış içerisine sürüklüyor okuyucuyu.

Ütopya kavramı Yunanca  ‘’ou-topos’’ kelimesinden türetilmiştir ve ‘’olmayan yer’’anlamına gelir; bazı kimseler ‘euro’daki eu(yu) sesiyle telaffuz eder, böyle olunca ‘’sağlıklı yer ve güzel yer’’ anlamına gelir. Bu durumda ‘’ütopya’’ güzel ama var olmayan bir yer anlamına geliyor. Ütopyalar sadece zihinsel yeteneğimizi kullanarak kurduğumuz bir şey mi? Bu soru bizi fiziksel dünyanın ötesine taşıyor; fakat ütopyalar fiziksel dünyanın en temel ve değişmez temel kurallarıyla da kurulabilir.  Bu da hayali kurulan ütopyaların fiziksel dünyayla temas kurmasını sağlıyor. Buradan da anlaşılacağı üzere kurduğumuz ütopyaların dünyanın bir parçası olduğudur; ancak birbirini dışladığı da bir gerçektir. Ütopyalar dünyanın içinde kurgulanıp birileri tarafından hayata geçirilmek için tasarlanmış en ideal olandır. Yukarda da değindiğimiz üzere ütopyaların dünyadan izler taşıdığını, dünyanın ütopya tarzında yerlere sahip olduğunu belirtmiştik; ancak bu yerler insan üretimi olduğundan, insan tarafından bertaraf edilme tehlikesiyle de karşı karşıyadır.

Dünyanın sonu diye adlandırdığımız birçok bölge daha fazla kazanç için beyaz adamın ehlileştirme adı altında deney malzemesi olarak kullandığı yerlerdir. Beyaz adam sadece orayı cehenneme çevirmekle kalmaz. Aynı zamanda terör estirerek ütopya olarak niteleyebileceğimiz dünyayı ve orada yaşayan yerlilere hem cehennemi yaşatıyor hem de yeni bir cehennemin parçası haline getiriyor. Her şeyin ortak olduğu ve ortak bir amaçla kullanıldığı ortamlar, ehlileştirme ve modernleşme hamleleriyle hayata kalma uğruna herkesin birbirini kılıçtan geçirmeye başladığı ve bunun meşru bir hale geldiği bir yer haline geliyor. Bu durumda insanlara ilerde asıl dünyanın bu dünya olmadığı, gerçek ve ideal dünyanın ölümden sonra başlayacağı inancı empoze edilerek kendi kaderlerine razı gelmelerine sebep oluyor.

Tamamını okuyun

Bir cevap yazın